Kısa cevap: Muris muvazaası, mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapulu bir taşınmazı görünürde satış veya başka bir ivazlı işlem gibi göstererek devretmesi halinde gündeme gelen özel bir muvazaa türüdür. Her bedelsiz veya düşük bedelli devir muris muvazaası sayılmaz; işlemin gerçek niteliği, mirasbırakanın amacı ve somut olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilir.
Hukuki içerik kontrol tarihi: 26 Eylül 2026.
Yargıtay uygulamasında muris muvazaası, nispi muvazaanın özel bir görünümü olarak kabul edilmektedir. Tipik durumda mirasbırakan, tapuda kayıtlı taşınmazını gerçekten devretmek istemekte; ancak gerçek iradesi bağış olduğu halde bu iradeyi satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi farklı bir işlem altında gizlemektedir. Bu düzenlemenin amacı mirasçılardan birini veya birkaçını miras hakkından yoksun bırakmak ise muris muvazaası iddiası gündeme gelebilir.
Bu nedenle yalnızca tapudaki satış bedelinin düşük olması, bedelin ödenmemiş görünmesi veya taşınmazın bir aile ferdine devredilmiş olması tek başına davanın kabulü için yeterli değildir. Mirasbırakanın gerçek iradesi ve mal kaçırma amacı somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Taraflar tapuda satış veya başka bir ivazlı işlem yapmış gibi görünür. Ancak görünürdeki işlem tarafların gerçek ve ortak iradesini yansıtmıyorsa muvazaa incelemesi yapılır.
Tarafların gerçek iradesi çoğu kez bağıştır. Tapulu taşınmazın bağışlanması da kanunda öngörülen resmî şekle tabidir. Görünürde satış yapılıp gerçekte bağış amaçlanmışsa, görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmaması ve gizli bağışın gerekli şekil şartını taşımaması birlikte hukuki sonuç doğurabilir.
Muris muvazaasını diğer muvazaa türlerinden ayıran temel unsur, mirasbırakanın miras hakkını etkisiz bırakma amacıdır. Gerçek ve makul bir satış, bakım karşılığı devir veya mirasbırakanın sağlığında hak dengesini gözeterek yaptığı kabul edilebilir bir paylaştırma varsa, sırf bir mirasçı daha fazla mal edinmiş diye muris muvazaası sonucu çıkmaz.
Muris muvazaası tek bir kanun maddesinde özel olarak düzenlenmiş değildir. Uygulamadaki hukuki çerçeve; muvazaada gerçek ve ortak iradenin esas alınmasını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu m. 19, taşınmaz devrinde resmî şekli öngören Türk Medeni Kanunu m. 706 ve Türk Borçlar Kanunu m. 237, Tapu Kanunu m. 26 ile Yargıtay'ın 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı başta olmak üzere yerleşik içtihatları üzerinden şekillenmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre, saklı pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın miras hakkı ihlal edilen mirasçılar muris muvazaasına dayanabilir. Ancak davanın miras payı oranında tescil talebiyle mi, terekeye yönelik bir taleple mi açıldığı usul bakımından önem taşır. Taraf teşkili ve talep sonucunun somut olaya göre doğru kurulması gerekir.
Muris muvazaasına dayalı hak, kural olarak mirasbırakanın ölümünden sonra mirasçılar tarafından ileri sürülür. Mirasbırakan hayattayken henüz doğmamış miras hakkına dayanılarak aynı hukuki yapı içinde dava açılması söz konusu değildir.
Muvazaa ve mirasçılardan mal kaçırma amacı bulunduğunu ileri süren davacı, bu olguları ispatlamakla yükümlüdür. Mirasçılar, mirasbırakan ile devralan arasındaki sözleşmenin tarafı olmadıklarından üçüncü kişi konumundadır ve iddialarını tanık dahil hukuka uygun çeşitli delillerle ispatlayabilirler.
Yargıtay uygulamasında özellikle şu olgular birlikte değerlendirilmektedir:
Mirasbırakanın taşınmazı devretmek için haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,
Devralanın işlem tarihindeki ekonomik durumu ve gerçek bir satış bedelini ödeme gücü,
Satış bedeli ile taşınmazın işlem tarihindeki gerçek değeri arasındaki fark,
Bedelin gerçekten ödenip ödenmediğine ilişkin banka, ödeme ve mali kayıtlar,
Mirasbırakan ile taraflar arasındaki ailevi ve beşerî ilişkiler,
Mirasbırakanın diğer malvarlığı ve diğer mirasçılara yaptığı kazandırmalar,
Ülke ve yörenin gelenekleri ile olayların olağan akışı,
Tanık anlatımları ve işlemin öncesi ile sonrasındaki fiilî kullanım biçimi.
Bu göstergelerden hiçbiri tek başına otomatik sonuç doğurmaz. Örneğin satış bedeli ile gerçek değer arasındaki önemli fark güçlü bir emare olabilir; ancak tek başına muvazaanın kesin kanıtı değildir.
Somut olayın özelliğine göre tapu kayıtları ve resmî senetler, banka hareketleri, ödeme belgeleri, vergi ve mali kayıtlar, taşınmazın işlem tarihindeki değerine ilişkin bilirkişi incelemesi, tarafların ekonomik durumunu gösteren kayıtlar, mirasçılık belgesi ve tanık delili önem taşıyabilir. Delillerin hangi aşamada ve nasıl sunulacağı usul kurallarına tabidir; bütün belgelerin davacı tarafından daha dava açılmadan elde edilmiş olması şart değildir.
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında genel olarak görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Taşınmazın aynına ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalarda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Bu nedenle taşınmaz İstanbul'da değilse, sırf taraflardan biri İstanbul'da yaşıyor diye dava İstanbul mahkemelerinde açılamaz. Yetki, dava konusu taşınmazın bulunduğu yere göre belirlenir.
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasında klasik muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemleri kural olarak zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi kabul edilmemektedir. Bununla birlikte bu cümle mutlak bir “her durumda süresiz dava” anlamına gelmez.
Özellikle uyuşmazlığın kadastro öncesi bir hukuki nedene dayanması ve mirasbırakanın kadastro tespitinden önce ölmüş olması gibi durumlarda 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü süre gündeme gelebilir. Ayrıca tenkis, ölüme bağlı tasarrufun iptali, sebepsiz zenginleşme veya tazminat gibi farklı hukuki nedenlere dayanan talepler kendi sürelerine tabidir. Bu nedenle talebin hukuki niteliği ayrıca belirlenmelidir.
Muris muvazaası kanıtlandığında, görünürdeki işlemin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğu ve gizlenen bağış işleminin gerekli şekil şartlarını taşımadığı sonucuna ulaşılabilir. Buna bağlı olarak oluşan tapu kaydının iptali ve davadaki talep ile taraf durumuna göre miras payı oranında tescil gündeme gelebilir.
Bu sonuç, taşınmazın kendiliğinden “bütün mirasçılar arasında yeniden paylaştırılması” anlamına gelmez. Mahkeme, talep sonucu, taraflar, miras payları, mevcut tapu kaydı ve varsa sonraki devirler çerçevesinde hüküm kurar.
Muvazaalı işlemi takiben taşınmazın başka bir kişiye devredilmesi davanın sonucunu değiştirebilir. Türk Medeni Kanunu m. 1023 uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunabilir. Bu nedenle son kayıt malikinin iyiniyetli olup olmadığı ve devir zinciri ayrıca incelenmelidir.
Muris muvazaası ile tenkis davası aynı şey değildir. Muris muvazaasında uyuşmazlık, görünürdeki işlem ile tarafların gerçek iradesinin farklı olması ve mirasçılardan mal kaçırma amacı üzerinde yoğunlaşır. Tenkis davasında ise geçerli bir kazandırmanın saklı payı ihlal edip etmediği incelenir.
Tenkis talebini yalnızca saklı payı ihlal edilen mirasçı ileri sürebilir. Türk Medeni Kanunu m. 571 uyarınca tenkis davası açma hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde kanunda belirtilen on yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Bir işlem klasik muris muvazaası koşullarını taşımadığı halde tenkise tabi olabilir. Örneğin mirasbırakanın taşınmazı tapuda açıkça bağışlaması halinde görünürdeki işlem ile gerçek irade arasında bir farklılık bulunmadığından klasik muris muvazaası gündeme gelmeyebilir; buna karşılık saklı pay ihlali varsa tenkis hükümleri ayrıca değerlendirilebilir.
Hayır. Vasiyetnamenin veya başka bir ölüme bağlı tasarrufun iptali, Türk Medeni Kanunu m. 557 ve devamındaki özel sebeplere bağlıdır. Tasarruf ehliyetsizliği, yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama, hukuka ya da ahlaka aykırılık ve şekil eksikliği bunlar arasındadır.
Saklı payın ihlal edilmesi ise tek başına vasiyetnamenin “adil olmadığı” gerekçesiyle iptal edilmesini sağlamaz. Saklı pay sorunu kural olarak tenkis hükümleri kapsamında değerlendirilir. Ölüme bağlı tasarrufun iptali ile tenkis davasının sebepleri ve hak düşürücü süreleri birbirinden farklıdır.
Mirasçılık belgesi, mirasçıların kim olduğunu ve mirasçılık sıfatlarını gösterir. Türk Medeni Kanunu m. 598 uyarınca yasal mirasçılara kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesi veya noterlik tarafından verilebilir. Ancak mirasçılık belgesi tek başına belirli bir taşınmazın mülkiyetini mirasçı adına tescil eden bir belge değildir; mirasçılık sıfatının ve payların belirlenmesinde temel belgelerden biridir.
Mirasbırakan taşınmazını çocuğuna tapuda satış göstererek devretmiş; devralanın ödeme gücü bulunmadığı, herhangi bir bedel ödenmediği ve mirasbırakanın satış yapmasını gerektiren makul bir neden olmadığı ileri sürülmüş olsun. Bu olgular muris muvazaasına ilişkin emare oluşturabilir. Ancak mahkeme yalnızca bedel farkına bakmaz; bütün delilleri ve mirasbırakanın gerçek amacını birlikte değerlendirir.
Taşınmaz mirasbırakandan devralınmamış, üçüncü bir kişiden satın alınmış ve bedelinin mirasbırakan tarafından ödendiği iddia ediliyorsa 01.04.1974 tarihli muris muvazaası İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan uygulanması her durumda mümkün değildir. Böyle bir olayda tenkis veya başka bir hukuki nedenin koşulları ayrıca değerlendirilir.
Banka mevduatının veya taşınır bir malın devri, klasik muris muvazaası içtihadındaki tapulu taşınmaz devriyle aynı hukuki rejime otomatik olarak tabi değildir. İşlemin niteliğine göre genel muvazaa, tenkis, sebepsiz zenginleşme veya başka bir hukuki sebep gündeme gelebilir. Bu nedenle “banka hesabı devri de muris muvazaasıdır” şeklinde genel bir sonuç doğru değildir.
Her dosya için geçerli sabit bir süre yoktur. Tebligat, tanık sayısı, tapu kayıtlarının toplanması, keşif ve bilirkişi incelemesi, istinaf ve temyiz süreçleri toplam yargılama süresini önemli ölçüde etkileyebilir.
Hayır. Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki ciddi fark önemli bir emare olabilir; ancak tek başına muris muvazaasını ispatlamaz. Diğer delillerle birlikte değerlendirilir.
Hayır. Yargıtay uygulamasında miras hakkı ihlal edilen mirasçıların, saklı pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın muris muvazaasına dayanabildikleri kabul edilmektedir.
Kural olarak hayır. Bağış tapuda bağış olarak açıkça ve geçerli şekilde yapılmışsa görünürdeki işlem ile gerçek irade arasında muvazaa bulunmayabilir. Buna rağmen saklı pay ihlali varsa tenkis hükümleri gündeme gelebilir.
Saklı pay ihlali tek başına vasiyetnamenin tamamının iptalini gerektirmez. Koşulları varsa tenkis yoluyla tasarrufun saklı payı aşan kısmının azaltılması gündeme gelir. Vasiyetnamenin iptali ise ayrı kanuni sebeplere dayanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 ve m. 237
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 598, m. 706, m. 1023, m. 557-560 ve m. 571
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 2 ve m. 12
2644 sayılı Tapu Kanunu m. 26
3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 12/3
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli, 1974/1 E. ve 1974/2 K. sayılı kararı
Hukuki bilgilendirme notu: Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir uyuşmazlıkta işlemin tarihi, tapu ve kadastro geçmişi, mirasçılık durumu, tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve talep türü sonucu değiştirebilir. Metin hukuki görüş veya belirli bir dosyaya ilişkin danışmanlık yerine geçmez.
Bu konuda hukuki desteğe mi ihtiyacınız var? Uzman avukatlarımızla görüşün.
+90 541 348 2551Hizmet merkezi, yerel rehber, alt konular ve kategori yazıları arasındaki ilişki
Muris Muvazaası ve Miras Mal Kaçırma Davaları: Bilmeniz Gereken Her Şey
Muris muvazaası ve miras mal kaçırma davaları, miras hukuku alanında önemli bir yere sahiptir. Bu kapsamlı rehberde, konunun tüm boyutlarını derinlemesine inceleyeceğiz.
Yazıyı OkuVasiyetname Hazırlama Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler ve Pratik Bilgiler
TMK m.502 uyarınca vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmak gerekir. Vasiyetname ile miras sözleşmesinin ehliyet şartları farklıdır. İleri yaş tek başına ehliyetsizlik anlamına gelmez; düzenleme anındaki durum önemlidir.
Yazıyı OkuMirasın Reddi: Şartları ve Sonuçları
Mirasın gerçek reddi, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü veya yazılı, kayıtsız ve şartsız beyanla yapılır. Notere bildirim tek başına ret işleminin yerini tutmaz. Her mirasçı kendi ret hakkını kullanır; bütün mirasçıların birlikte başvurması şart değildir.
Yazıyı OkuTenkis davası, mirasçılar için kritik bir hukuki süreçtir. Saklı pay ihlali durumunda miras haklarınızı korumanın yollarını keşfedin.
Miras HukukuMirasın gerçek reddi, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü veya yazılı, kayıtsız ve şartsız beyanla yapılır. Notere bildirim tek başına ret işleminin yerini tutmaz. Her mirasçı kendi ret hakkını kullanır; bütün mirasçıların birlikte başvurması şart değildir.
Az önce okuduğunuz konuda hukuki danışmanlık ve temsil mi gerekiyor?
Avukatlarımız yardıma hazır. Ücretsiz ilk görüşme.
Yeni hukuki yazılardan haberdar olun